Son zamanlarda vizyona giren neredeyse bütün filmleri izlemiş olsamda, onları yazmak için böylesine bir istek duymadım hiç.
Oturupta bir hint filmini bu kadar severek anlatacağımı da düşünmezdim ama oldu işte.
Aslında filmi izlemeden önce de filmin müziklerini ara sıra dinliyordum ama izledikten sonra dinlemesi ayrı bir keyifmiş.
Filmin kendisi zaten çok hoş ama müzikleri için mutlaka izlenmesi gereken bir film.
2013 yapımı bir film bildiğim kadarıyla 'Aashiqui', türkçesi AŞK.
Eskiden çok iyi işler yapmış ama daha sonra şöhreti kaldıramamış ve alkol sorunu olan, bu yüzden de her şeyini kaybetme noktasına gelmiş erkek şarkıcı ile, ünlü bir şarkıcı olmak isteyen ama bu fırsatı bir türlü bulamamış kızımızı ve sonrasında aralarında gelişen aşkı konu alıyor film.
Baştan sona çok duygusal, zaten müzik hiç eksik olmuyor, iyice mest oluyorsunuz :)
Neyse burada amaç filmi anlatmak değil zaten, sizinle müzikleri paylaşmak.
En en en sevdiğim, ve dinledikçe insanı depresyona sokan, fonda yağmur sesleri, elde sigara, düşüncelere dalmışken açılıp dinlenesi, ya da dinledikçe düşüncelere daldıran şarkımız şu :
İkinci en çok sevdiğim, filmin sonunda çalan şarkılardan birisi, bugün makale çevirirken bütün gün bu şarkıyı dinleyip durdum.
Sıradaki şarkının da hem erkek hem de kadın vokallerin söylediği versiyonu var ve ikisi de birbirinde güzel. Hele kadın vokalin söylediği çok etkileyici, bir insanın nasıl bu kadar ince sesi olabiliri yaw :)
Son şarkı da geçen sene sürekli dinlediğim şarkıları olsun.
Bu kadar filmle ilgili görüntüden sonra filmi izlemiş gibi oluyorsunuz evet ama izlemesi ayrı bir keyif bence.
Öyle aman aman girift konular, olaylar yok, çok basit bir konusu var filmin ama oyunculuklar çok masumane ve şarkılarla film güzelleştirilmiş.
Kendinizi hüzünlü hissettiğinizde oturup iyice duygusala bağlamak istediğinizde çayınızı alıp açın izleyin filmi, sonra gelip bana teşekkür edersiniz, ya da etmezsiniz siz bilirsiniz :)
Az önce Epic / Doğal Kahramanlar adlı animasyon filmini izledim.
Filmi Buz Devri'nin yapımcıları hazırlamış.
Bu ara bloglarda adını sıkça duyar olmuştum.
Zaten çokça boş vaktim olduğu için izleyeyim bari dedim.
Aslında pek fazla animasyon filmi izleyen biri değilim aslında severim izlemeyi ama bir türlü izlemem işte :)
Filmi izlemeden önce karakterleri seslendiren oyuncular hakkında hiç bilgim yoktu
Filmin sonunda cast çıktığında Beyonce'in seslendirdiği şarkı beni film hakkında araştırma yapmaya itti.
Ben filmi türkçe dublajlı izledim, meğerse Beyonce filmde Queen Tara'yı seslendiriyormuş aynı zamanda.
İşte karakterler ve seslendiren oyuncular
Colin Farrell - Ronin
Amanda Seyfried - Mary Katherine
Film eğlenceli ve çabucak bitiyor zaten.
Zaten film 3D yapıldığı için daha çok göreselliğe önem verilmiş.
Öyle aman aman bir konu-kurgu yok.
Ama görseller haikaten güzel.
Vaktiniz varsa izleyin ama mutlaka izlemeniz gereken bir film değil kesinlikle.
Ben filmle ilgili en çok Beyonce'in seslendirdiği filmin sonundaki şarkıyı sevdim.
O da bu işte
Rise Up - Beyonce
Queen Tara'nın elbisesinin üst kısmıyla Beyonce'in elbisesi çok benziyor değil mi?
Bu kadar okuduysanız son olarak işte filmin fragmanı
Bir süredir bloguma vakit bulupta bir şeyler yazamadım, yaklaşık bir ay oluyor sanırım. Bu ara sınav stresi, ders çalışma olayları, kitaplar arasında boğuluyorum, bunun dışında yaptığım hiç bir şey yok nerdeyse.
Nisan ayındaki uzmanlık sınavına hazırlanıyorum, bilmiyorum belki yine olmayacak ama en azından bu sefer elimden geleni yaptığıma inanıyorum, hal böyle olunca da buralar biraz başıboş kaldı.
Aslında hep aklımdaydı, en azından niye bloguma uğramadığımı yazayım falan diye ama fırsat olmadı ya da elim gitmedi bir türlü işte. Neyse sonunda yazabildim :)
Dediğim gibi bu ara sadece ders çalışıyorum, bazen 13-14 saat ders çalıştığım oluyor ki gün sonunda beynim yanmış gibi hissediyorum, buna rağmen çok fazla eksiğim var, bir ara fırsat bulursam çalıştığım kitapları üst üste koyup fotoğrafını çekeyim de buraya koyayım fotoğrafını, gerçekten çok eğlenceli :)
Kitap demişken bu sene başında vikitapta yıllık kitap hedefi belirlerken ben kendime 100 kitap hedefi koymuştum ama sadece bir kitap okuyabildim ve bu hedefi askıya aldım, şu anda sadece ders kitaplarımı okuyabiliyorum, elime bir roman almaya kalksam vicdan azabı çekiyorum," Otur ders çalış kitap okuyacağına, ya da soru çöz." Evet bu benim iç sesim işte :)
Sadece blogda değil, instagram, twitter ve diğer sosyal medya sitelerinde de yokum bu aralar, yokluğumu farkedip soran, merak eden, mail yoluyla iletişime geçen herkese çok teşekkür ediyorum, geç de olsa maillerime cevap vermeye çalışıyorum, henüz cevaplayamadıklarım var, ilk fırsatta geri dönücem inanın :)
Bu yoğunlukta yaptığım tek eğlenceli şey takip ettiğim diziler. Çok çok kaliteli diziler izliyorum ve mutlaka sizinle paylaşmam gerek :)
Arrow
Once Upon A Time
The Following
Mr. Selfridge
Mr. Selfridge daha yeni yayınlanmaya başlayan dizilerden, yakın geçmişte ünlü Selfridge mağazasının kuruluş aşamasını ve eski Londra'daki hayatı anlatan muhteşem ötesi bir dizi. Diziyi mükemmel yapan şeylerden biri de şüphesiz Mr. Selfridge'nin gülümsemesi :) Dizide bütün duygular o kadar güzel yansıtılıyor ki, vintage merakınız varsa mutlaka ama mutlaka izleyin, pişman olmayacaksınız.
The Following ilk bölümüyle sizi waaayyy be dedirten kurgusu süper, oyuncuları süper bir dizi. Bir seri katil ve seri katilin yakalanmasında büyük önemi olan eski bir FBI ajanı dizide başrolde. Seri katil bir şekilde hapisten kaçıyor ve son kurbanının peşine düşüyor, bu sırada kendisine seri katillerden oluşan bir tarikat kuruyor. Etrafta kimsenin durduramadığı kontrolsüz bir sürü seri katil ve hepsini yönlendiren tek bir seri katil var. Sürekli bir heyecan, sürekli yokk artık nidalarıyla izleyeceğiniz bir dizi. Şu ana kadar 4 bölüm yayınlandı ama ilk bölümüyle bile bağımlı olacaksınız bence, dizi için şimdiden bir hayran kitlesi oluşmuş durumda zaten, benden söylemesi.
Once Upon A Time bir çoğunuzun duyduğu masallarla şimdiki zamanı ustaca uyarlayan fantastik bir dizi, Merlin sona erdiğinden beri onun boşluğunu dolduruyorum bu diziyle. Merlin demişken onun sona ermesiyle ilgili bir yas yazısı hazırladım ama henüz yayınlamaya elim varmadı :(
Arrow bir süper kahramanın hikayesi. Terkedilmiş bir adada 5 yıl boyunca mahsur kalan zengin bir genç adadan kurtulmayı başarır ve babasının kendisine miras bıraktığı defterde yazan kötüleri durdurmak için bir süper kahramana dönüşür :)
Bu kadar diziden bahsetmişken son dönem Oscar adayı olan süper filmler var, bunlardan herhangi birini izleme fırsatınız oldu mu bilemiyorum ama ben birkaç gün önce Silver Linings Playbook - Umut Işığım adlı filmi izledim. Psikiyatrik sorunları olan iki insanın hayatını anlatıyor, süper ötesi bir film değil ama güzel. Jennifer Lawrence Altın Küre ödüllerinde en iyi kadın oyuncu ödülünü almıştı bu filmdeki rolüyle , o yüzden benim film ile ilgili beklentilerim biraz yükselmişti, belki o yüzden biraz hayal kırıklığı oldu benim için ama yine de izlemenizi öneririm elbette.
Bir de size son zamanlarda dinlediğim süper bir müziği önereyim son olarak. Özellikle videoda 4.54'ten sonrası en beğendiğim yer...
Haggard - Tales of İthiria
Bende bu aralar böyle işte, fırsat buldukça blogu güncellemeye çalışacağım, yorumlarınıza cevap yazamasamda okuyup dikkate alıyorum merak etmeyin, birkaç yazı önce kitap tavsiyesinde bulunan arkadaşlara teşekkür ederim, hepsini not aldım, şu sınav şeysinden sonra o kitapların hepsini alıp okuycam :)
Bir de cevap yazamadığım mektup arkadaşlarımın mektupları var ki, onlardan da çok özür diliyorum, nisandan sonra hepinize uzun uzun mektuplar yazıcam inşallah :)
Bana dua etmeyi ihmal etmeyin, bir an önce şu sınav derdinden kurtulup buralara dönebileyim.
Beni okuyan, izlemeye değer bulan herkese selamlar..
Şu anda Nil Karaibrahimgili'in yeni şarkısı eşliğinde, halsiz, yorgun düşmüş bi halde yazıyorum bu yazıyı..
Birascık hasta oldum sanırım. Çok önemli bişey değil aslında soğuk algınlığı ama baya bi halsiz düştüm, yinede yatağa yatıp hasta rolüne bürünmüyorum. Hasta olsam bile hastalığımı ayakta geçirmeyi sevenlerdenim. Yatağa bi yattınızmı artık çok kötü olmasanız bile kötüymüşsünüz gibi geliyor bi süre sonra..
Bu yüzden kendimi kandırırım her hasta oluşumda. 'Yok o kadarda kötü değilim, abartma willdone alt tarafı bi grip işte' falan diye avuturum kendimi. Mümkün olduğunca ilaç almamamaya çalışırım ama gerektiğinde de ilaç tedavisine başlarım tabiki. Şu anda da çayım yanımda. Sıcak bişeylerle atlatıcam bu durumu inş. Genelde kırk yılda bir hasta olduğum için hasta olmak bana biras garip geliyo :) Burdan derdi olan herkese de Allah şifa versin diyorum. Bazen biz doktorlar karşı tarafı yani hasta tarafını anlamakta güçlük çekebiliyoruz ( onlarda bizi tabiki ) Ama her hastaya empati yaparsak o günün sonunu göremeyiz elbette..
Birde bu aralar çok sayıda zatürree teşhisi koyduk.. Sizlerin bulunduğu şehirlerde durum nasıl bilmiyorum ama eğer öksürük, yüksek ateş, balgam şikayetiniz varsa bi doktora görünmeyi ihmal etmeyin, Bu teşhisi koyduğum hastaların çoğu şikayetlerini önemsememişler ve hastalıkları oldukça ilerledikten sonra bize geldiler. Belli bi yerden sonra biz doktorlarında çok fazla yapabileceği bişey yok. O yüzden yaşlılar ve çocuklara özellikle dikkat lütfen, Onlar bizden çok daha hassas oluyorlar..
Neyse efendim bu tatsız mevzuları geçelim :)
Bu fincanlarımı limangodan almıştım. Yan tarafında ufacık bi bölme daha var, sallama çaylarınızı işiniz bitince oraya koymak için. Çok kullanışlı bence. Eğer sizde benim gibi çok fazla yeşil çay içiyorsanız tavsiye ederim bu fincanlardan. Fincan demişken bugün blogları okurken serrose'nin yeni aldığı fincanını gördüm. Fincanın içine sıcak su koyunca bardağın üzerinde sevimli canavarlar çıkıyor. Çok eğlenceli. Bende bi fincan bağımlısı olarak mutlak almalıyım dedim. Eğer merak ettiyseniz serrose'nin sayfasına buyrun .. Bu fotoda gördüğünüz yeşil çay benim için, salep ise kardeşim için. Salepleri Mado'dan almıştım. Tek içimlik küçük kavanozlarda her damak tadına uygun lezzetler hazırlamışlar. 6'lı paketler halinde Mado'larda satılıyor, fiyatını şu an hatırlamıyorum. Yeşil çayda Doğadan'ın. Yaseminli yeşil çaylar içinde en çok bu markanınkini seviyorum. Aslında bütün yeşil çaylar içinde en çok bunu seviyorum. Diğelerinin içimi daha zor. Birde eğer uğrarsanız şu yazımda bahsettiğim Starbucks'ın kutularda satılan yeşil çayıda çok güzel.tavsiye ederim..
Dün bi değişiklik yaparak kütüphaneye ders çalışmaya gittim. Ama nöbet çıkışı gittiğim için kısa süre sonra uykum geldi ve geri ewe döndüm. Uykum geçer belki diye twitter a girdim, ajandamın fotoğrafını çektim, başka şeylerle uğraştım ama nafile :( Bi dahakine uykumu tam almış olarak tekrar kütüphanede çalışmayı deniycem bakalım.
Bunlarda bu hafta taktığım yüzüklerim. İkisinide Bursa gezimde almıştım. Bursa'dan bi sürü yüzük aldım ama böyle kullandıkça post yapmaya karar verdim :))
Bursa gezisi sonrası annem bizimle gelmedi. Bursa'da kaldı. Haliyle evde yemekler ablamla bana kaldı. Bende ilk kez meksika fasulyeli salata yaptım. Sizi bilmem ama ben değişik lezzetler tatmayı çok seviyorum, kendi kültürümüz yada dünya mutfakları farketmiyor hiç.. Yeterki yeni bi tat olsun.. Bu salatanın tarifide her yerde var, bende tarifi bağlı kaldım değişik bişey yok yani o yüzden da tarif vermedim ama isteyen olursa yazabilirim tabiki..
Migros'tan aldığım mumluk-fener. Yılbaşında almıştım ben. Yılbaşı için değil tabiki ben christmas falan kutlamam ama yılbaşında süsleme amacıyla satılıyordu bende çok beğendim. Bide ışıkları kapatıp fotoğrafını çekince yandaki gibi hoş bi görüntü ortaya çıktı, bende instagramda paylaştım hemen. Bu arada instagram kullanıcı adım drwilldone beni oradan da takip edebilirsiniz..
Ve haftayı muhteşem bi finalle noktaladık. Touch dizisi sezon finalini yaptı bu hafta ama ben nöbetlerden dolayı bikaç gün rötarla izleyebildim. Çok da heyecanlı bi yerde kaldı eğer matematik-geometriye düşkünlüğünüz varsa, altın oran kanunu ilginizi çekiyorsa yada biras mistik havası olan bi dizi izlemek istiyorsanız bu diziyi kaçırmayın derim..
İşte benim bir haftam böyle geçti.. Çayımı alıp biras ders çalışmaya gidiyorum, yatmak yok yine :))
Yorumlarınızı bekliyorum.. Hepinize sağlıklı günler diliyorum..Allah'a emanet olun :))))
Ankara'ya gidipte güzel bi sinema keyfi yapmadan olmazdı. İzlemediğimiz bikaç film vardı. 'Fetih 1453' ü izlemeyi çok istiyordum ama kız arkadaşımla ikimizde duygusal moddaydık sanırım ki orjinal adı The Vow bizde de Aşk Yemini şeklinde çevrilmiş filme girmeye karar verdik.
Channing Tatum daha önce 'Danset Benimle' adlı filmde oynamıştı benim bildiğim.Güzelde oynamıştı hani.Kızımız Rachel McAdams da 'Sherlock Holmes' da O'nun güzel sevgilisini oynuyordu.
Filmin yorumuna gelince gerçekten çok çok güzel bi filmdi.Çiftimiz birbirlerine çok yakışmış umarız birlikte daha çok filmde oynarlar. Filmimiz biras acıklı duygusal ağlamaklı bi film olmuş.Benim gözlerim doldu pek çok yerde. Hele de çocuğun kıza olan aşkını anlattığı yerler insanı derinden etkiliyordu.Daha fazla spoiler vermek istemiyorum.Bence kesinlikle izlenmeniz gereken filmlerden..