Kütüphane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kütüphane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2012 Pazar

Agatha Christie'nin On Bir Kayıp Günü - Jared Cade




Ben Agatha Christie okumaya orta okul yıllarımda başladım.
Arkadaşımızın babası edebiyat öğretmeniydi ve bize kütüphanesinden sürekli kitap getirirdi.
Biz de öğlen yemeklerimizi yedikten sonra kitaplarımızı alır bir köşeye çekilir kitap okuma saati yapardık kendimizce :)
O dönem hatırı sayılır sayıda kitap okuduk birlikte.
En çok okuduğum yazarlar Stephen King ve Agatha Christie idi.Bu iki yazarın da nerdeyse bütün kitaplarını o dönemde okudum.

Sonra lise yıllarında Agatha'nın hayatının belli bir döneminde kaybolduğunu, arabasının da kaza yapmış bir halde terkedilmiş bir halde bulunduğunu anlatan bir belgesele denk geldim.Daha öncesinde böyle birşeyden haberim yoktu ve çok şaşırmıştım. Ancak sonrasında bu konuyu çabucak unuttum ve uzun zamanda aklıma gelmedi.
Geçtiğimiz aylarda kardeşim Agatha Christie'nin kaybolduğu dönemi anlatan bir kitabın varlığından bahsedince izlediğim o belgesel aklıma geldi hemen ve kitabı sipariş ettik.

Agatha'nın gençlik yılları
Agatha Christie zengin bir ailenin 3. çocuğu olarak İngiltere'de dünyaya gelmiş.Kendisine çok düşkün ailesi nedeniyle pek fazla okula gitmemiş ve evde annesi ve dadısı tarafından eğitilmiş.
Çocukluğundan beri hayalgücünün çok geniş olduğu ve fantastik-mistik olaylara ilgisinin yoğun olduğundan bahsediliyor kitapta.
Agatha ve ilk kocası Archie
Evlenilecek yaşa geldiği zaman sosyeteye tanıtılıyor peşinden koşan çok kişi olmasına rağmen hiç kimsede aradığını bulamıyor. Etrafına sürekli 'denizden gelecek bir adamın' kendisini kurtaracağı, aradığı herşeyi onda bulacağını söylüyor. Bu sırada Reggie adında kendisine çok kıymet veren biriyle nişanlanıyor ancak bu kişi denizden gelecek olan adamın sıfatlarını taşımadığından, Agatha'yı kendine aşık edemiyor. Bu dönemde Archie adında biriyle tanışıyor ve Agatha aşık oluyor, nişanlısından ayrılıyor Archie ile evleniyorlar. Ancak Archie evlilik gibi bir sorumluluğu kaldırabilecek bir erkek değil, oysa aksine Agatha'nın tek istediği iyi bir adamla evlenip onun çocuğunu doğurmak ve evinin kadını olmak. Agatha hamile kaldığında ve çocuğunu doğurduğunda ise Archie'nin tek düşündüğü Agatha'nın eski zayıf haline kavuşup tekrar çekici bir kadın haline gelip gelemeyeceği oluyor. Bu dönemde maddi sıkıntılar baş gösterince Agatha kısa dedektiflik öyküleri yazıyor, yazdıkları ilgi uyandırınca önce gazetelerde yayınlanıyor, sonra da her noelde yayınlanacak öyküler yazmaya başlıyor, kısa zamanda bir yayıneviyle anlaşıp kitapları basılıyor, maddi bağımsızlığını elde ediyor. Kendi parasını kazanmaya başlayınca kocasıyla araları bozuluyor, Kocası kendisini başka bir kadınla aldatıyor, bu sırada Agatha'nın çok düşkün olduğu annesi ölüyor. Aldatıldığını öğrendiği zaman dilimi de annesinin yasını tuttuğu bu dneme denk geliyor ve birgün Agatha kayboluyor. 

Bir anda basının ilgi odağı haline geliyor bu durum. Agatha'yı bulmak için halk seferber oluyor, binlerce kişinin katıldığı arama ekipleri kaybolduğu bölgeyi arıyor ancak yanıt alınamıyor.
Polisin araştırmaları Agatha'yla Archie'nin mutlu görünen evliliklerinin ardındaki aldatma olayını öğrniyor ve Agatha'nın kaybolmasıyla ilgili olarak kocası Archie'den süpheleniliyor, aldatan koca günlerce polisin baskısıyla bunaltılıyor, Agatha'yı öldürmüş olmakla suçlanıyor.
Gazaetelerde çeşitli spekülasyonlar yayınlanıyor, kitapların çok satması için böyle bir oyun düzenlendiğinden bahsediliyor.
Kayboluşunun onbirinci gününde Agatha Christie'nin kaplıca otellerinde kaldığı ihbar ediliyor polise.Kocası Agatha'yı teşhis etmek için polisle birlikte otele gidiyor, Agatha'nın yaşadığı ve oteldeki kişinin o olduğu anlaşılıyor.
Oteldeki bir görevlinin Agatha 'nın  otelde bulunduğu sırada yaptıklarıyla ilgili ifadesi
Basının baskısından çekinen koca Agatha'nın bir kaza geçirdiğini ve hafızasını kaybettiğini, kendisini bile tanımadığını, neden otel odasında olduğunu bilmediğini söylüyor gazetecilere.
Eve dönen Agatha birkaç doktorun muayenesinden geçiyor, hafıza kaybı teşhisi konuyor, Agatha'da hiç birşey hatırlamadığını söylüyor ve gazetecilere ısrarla bu konu hakkında bilgi vermiyor.
Yaşamının son yıllarında kaleme aldığı otobiyografisinde de bu konudan söz etmiyor..


İşin aslına gelince Agatha Christie denizden gelen adam olarak tanımladığı kocası Archie'ye çok aşık ve onun tarafından aldatılmayı hazmedemiyor, annesinin ölümü bu olayın üzerine tuz biber oluyor. Annesinin yasını tuttuğu günlerde kocasından beklediği ilgiyi göremeyince, üstüne bir de kocasının diğer kadınla birlikte olabilmek için boşanmayı talep etmesiyle bunalıma giryor ve birgün kocasına böyle bir oyun oynamaya kalkıyor.
Arabayla evden ayrılıyor, bir arazide arabasını çalışır halde ve eşyaları içindeyken olaya kaza süsü vererek bırakıp gidiyor. Daha önceden rezervasyon yaptırdığı bir kaplıca oteline başka bir isimle kayıt yaptırıyor ve günlerce gözlerden uzak, hergün gazetelerin kendisi hakkında yazdığı kaybolma haberlerini okuyarak vakit geçiriyor.
 Bu sırada kocası Archie kaybolmanın sorumlusu olarak günlerce polisin baskısıyla zor zamanlar geçiriyor, zaten Agatha'nın da istediği şey tam olarak bu. Kocası kendisini merak etsin, polisin aldatan koca olması sebebiyle baş şüpheli olarak sorguya çekilsin..
Agatha başka bir kadını kendisine tercih eden denizden gelen adamı, en iyi bildiği şekilde dedektiflik romanlarını aratmayacak bir şekilde hazırladığı oyunla cezalandırıyor...
Ancak basın bu olayın çok üzerine gidiyor ve tek amacı kocasını kendi çapında cezalandırmak olan bu kadını toplumu kandırmak ve sansasyon yaratmakla suçluyor.
Agatha bu olaydan sonra basına küsüyor ve zorunlu olmadıkça gazetecilere demeç vermeyi reddediyor.
Basına olan bu kırgınlığını da su sözlerle ifade ediyor.
'Işıklar yandıkça unutmayacağım, karanlıkta ise anımsayacağım. '
Olay açığa çıktıktan sonra kocasıyla boşanıyorlar, bir süre sonra ikisi de bir başkasıyla yeniden evleniyor.
Agatha gittikçe daha da ünleniyor, kraliyet tarafından şovalye nişanına layık görülüyor.
Daha sonra kalp krizi geçiriyor, bir kez de düşüp kalçasını kırıyor. Bu iki hastalık ve kullandığı ilaçlar yüzünden kendisini toparlayamıyor, son günlerinde tekerlikli sandelyeyle hayatını sürdürüyor.
12 ocak 1976 da odasında hayata gözlerini yumuyor.


25 Temmuz 2012 Çarşamba

Ne Okudum #2



Uzun zamandır 'ne okudum' postu yapmadığımı farkettim.
Oysa ki baya bi kitap okudum.
Gerçi Vikitap'ta sürekli güncelliyorum ne okuduğumu ama buraya daha detaylı olarak yorum yazmak istedim.


Bu aralar beynimi yoran, beni sürekli düşünmeye sevkeden kitapları okumak gelmedi içimden hiç.
Zaten gün içinde milyon tane şeyle uğraşıyorum, hele birde sıcaklar.. püfff...

       Kitap Almanya'da yaşayan bir ceza avukatının baktığı ilginç davaları anlatıyor.
İçinde, kız arkadaşının etinin tadına bakmak isteyen bir sevgiliden -üstelik bunu çok sevdiği için yapıyor- , bir cesedi parçalara ayırıp gömdüğü halde hiç ceza almayan birinden, katilin hala belli olmadığı davalardan bahsediliyor.
       Yazar belki de suçlu olan müvekkillerini korurken nasıl hissettiğini, hangi yolu izlediğini anlatıyor..
       Bu bana hep değişik gelmiştir bir suçluyu savunmak. Avukatların bu işi nasıl yaptığını düşünürdüm ama sonradan öğrendim ki hukuk sistemi aslında suçluyu korumak üzerine kurulmuş. Ortaçağ avrupasında suçlular hiç yargı önüne çıkmadan, haklı olup olmadıkları araştırılmadan ceza verilir idam edilirlermiş. Birçoğu masum olan bu insanların haklarını korumak, en azından kendilerini savunmalarına izin vermek adına hukuk sistemi doğmuş. Böyle olunca suçluyu savunmak o kadar da saçma bişey gelmiyor. Benim tuhafıma giden suçluyu savunmak değil aslında. Sonuçta kim neye göre suçlu, bu değişken bir durum Ama bir de herkesin kabul ettiği suçlar var ki tecavüz gibi, seri cinayetler işleyen psikopatlar gibi.. Yani kişinin işlediği suç kesinleşmişken bu insanları savunmak çok saçma, neyini savunuyorsun demek geliyor içimden ama adalet sistemi herkes için... Yıllar sonra bile suçsuz yere hapse gittiği anlaşılan insanlar oluyor.. Bu gibi durumların önüne geçmek için herkesin savunma hakkının olması şart..

       Nazan Bekiroğlu benim favori yazarlarımdan. Onu ilk kez Yusuf ile Züleyha'da tanımıştım ve üslubuna hayran kalmıştım. O günden sonra da çıkan her kitabını almaya başladım, her köşe yazısını takip etmeye..
       Nun Masalları içinde anlatılan bir öykü ve daha sonra yazarla bu öyküdeki kahramanlar arasındaki diyalogları, yazarın eseri oluşturuken ki fikir jimnastiklerini anlatıyor. Son bölümde de Nazan Bekiroğlu'nun Şair/Yazar Halide Edip Adıvar'ın günlüklerini derlediği dönemdeki iç dünyasını yansıtıyor..
       Kitapla ilgili benim düşüncelerime gelince ilk öykü dışında kitap beni biraz bunalttı. İlk kez bu yazarın bir kitabını okurken sıkıldığımı yorulduğumu hissettim özellikle onlara doğru. Tabi ki yine unutulmayacak cümleler var kitapta ama belki ben bu aralar kafamı böylesine yorabilecek bir kitabı elime almamalıydım. Başlamışken bitirmek zorunda kaldım işte...



       Bu kitap hayatımda okuduğum en şaçma, en gereksiz, en zaman öldürücü kitaptı diyebilirim.
       Kitabın ilk paragrafını okuyunca yazar çok önemli mesajlar verecek zannediyorsunuz, hele de ilk baskı sadece 6 kopya yapmışken, yazar okunmasını istemediği bir eseri niye ortaya koyar diye düşünüyordum. Meğerse tamamen keyfi sebeplerden ötürü imiş.
       İçinde en anlamsız ve cümlelerin uzunluğu ve saçmalığı nedeniyle kesinlikle anlaşılamayan masallar bulunuyor. Tamam masal dediğin biraz saçma olur ve zaten gerçek dışı öğeler barındırır ama bi masal bu kadar da saçma olmaz ki ..
       Bu kitabı alıpta boşuna okumayın. Hele kitabın giriş bölümünde Peygamber Efendimiz'e hakaretlerinden sonra kitabı yakmayı falan bile düşündüm, hala da düşünüyorum. Öyle işte.. 
      Pucca'yı bilmeyen yok herhalde, hele de bizim blog camiasında..
       Ben blog ve twitter vasıtasıyla Pucca'yı takip eden birisi olarak, kitaplarını okuyunca çok seveceğimi falan düşünürdüm niyeyse tam tersi oldu.
       Kitapta anlatılan Pucca karakterine resmen sinir oldum ki yaşananlar Pucca'nın günlüğü..
       Okuyanlar var mı bilmiyorum ama en yakın arkadaşlarının sevgililerini ayartan bunu da ben böyleyim diyerek masum bir şekilde anlatmaya çalışan bir Pucca var karşımızda ve ben böyle insanlara sinir olurum. Yani normalde böyle bir olay hemen yanıbaşımızda yaşansaydı herkes Pucca'ya sinir olurdu ama olay kitap haline dönüşünce bu karakterdeki bir insan nasıl bir fenomen haline dönüştü anlayamadım.
       Tamam annesi ve anneannesiyle yaşadığı olaylar çok trajik ancak çoğu yerde sinir bozucu bir şekilde davranıp bunun sorumluluğunu da eskiden annesiyle üvey babasıyla yaşadığı olaylara yüklemesi saçma. Bence böyle davranan bütün insanlar aslında kötü davranmak istiyorlar ancak masum gözükmek adına davranışları için her zaman bir bahane bulmaya çalışıyorlar..
       Kitapta yazanlara bakılırsa evet Pucca'nın karşısına hiç doğru düzgün bir erkek çıkmamış bu konu da bazı anlattıkları şeyler beni çok etkiledi hele de şu anki sevgilisinin Pucca'nın anne olmak istemesiyle ilgili söylediği kırıcı sözler ve bu durumda hissettikleri.. Ya da annesinin bir doğumgünü için onu unutması ve umursamaması karşısında hissettikleri..
       Pucca'yı ben Marilyn Monroe'ye benzettim ama bir Marilyn kadar sevemedim nedense.Ailesi ile sürekli sorunları bulunan, annesini tanımayan, küçükken gittiği yerlerde kabul görmeyen sürekli sıcak bir yuva özlemi kurup bunun arayışında olan bir Marilyn bence Pucca...


İçinizden bu kitapları okuyan birileri var mı?
Sizin yorumlarınız neler?

5 Temmuz 2012 Perşembe

Şizofren!!




Kütüphaneme yeni katılan kitabım.
Samsun D&R'dan aldım
Daha önce bu yazarın Psikoanalist adlı kitabını okuyup beğenmiştim.
Yeni çıkan kitanını da görünce hemen aldım.
Zaten şizofreni ilgimi çeken bir konu.
Bu da kapak arkası yazı..

" Yirmi yıl önce Francis Petrel kendi iradesi yok sayılarak ailesi tarafından bir akıl hastanesine gönderilir ve uzunca bir müddet orada tutulur. Ta ki seri cinayetler işlenip hastanenin kapıları mühürleninceye dek. Yıllar sonra, üstü örtülü ve unutulmaya yüz tutmuş olaylar silsilesi kararlı bir dedektifin soruşturma talebiyle yeniden irdelenir.
                Francis yaşadığı gerçekliğe dönmüş olmasına rağmen hala sesler duymakta ve ilaçlarla bu sesleri susturabilmektedir. O günlere dair anıları içine bir korku salar ve o da yaşadığı her anı zihninin tozlu raflarından indirip gün ışığına çıkarmaya, yazmaya niyetlenir; elinde kısalıp duran kaleme bir palamar gibi asılarak. Kağıt yerine evinin duvarlarına yazmaktadır hikayesini..
Karanlığın içinde ona göz kırpıp duran, delilerin kendisine >melek< dediği ölüm saçan gizemli bir psikopatla baş etmek hiç kolay olmayacaktır. Gerçekte böyle biri var mı yok mu, o bile bilmezken.. "

Böyle bir kitap işte...

2 Temmuz 2012 Pazartesi

okudum bitti..



Şu yazımda bahsettiğim D&R siparişlerimdeki kitaplardan ilkini okuyup bitirdim.
Konu tıbbi şeyler olunca daha çok ilgimi çekti sanırım.
Her gece yatmadan önce biras okudum.
Adli tıpla ilgili bilmediğim şeyler öğrendim.
Mesela 'touch DNA' olayı gerçekten ilginç.

Diyelim ki ortak havlu kullandığınız biri var ve siz gidip o havluyla kurulandınız. Sizin DNA'nız o havluya geçiyor. Peşinizden bir başkası gelip o havluyla kurulandığında sizin DNA'nız diğer kişinin ellerine, yüzüne bulaşıyor. Böylece aslında direkt temas olmadığı halde DNA'larımız ordan oraya dolaşıyor. Münevver Karabulut cinayetinde otopsi odasında bu touch DNA olayı yüzünden (otopsi odasındaki görevlilerin eldiven değiştirmeden bir cesede dokunduktan sonra gelip Münevver'in cesedine dokunmaları sebebiyle) kızın kıyafetlerinde tanımlanamayan çok sayıda DNA örneği bulunduğu ve dosyanın biraz (!) karıştığı örneği veriliyor kitapta...

Bir de etrafta kanıt bırakmadan bir cinayet işlemek neredeyse imkansız. Bunu öğretiyor kitap.
Bu tür kitapların cinayete meyilli insanlara yol gösterici olduğunu düşünürdüm.
Oysa ki kitap eğitici-teşvik edici değil, insanları suçtan uzak tutucak bir yol izliyor.
Sonuç olarak beğendim ben bu kitabı.
Yazarın diğer kitaplarını da listeme ekledim böylece..

28 Haziran 2012 Perşembe

Günlük gibi birşey işte..






Dün şu yazımdaki kitaplaşma etkinliğinden eşleştiğim sevgilli Havva'mın bana gönderdiği Suzan Defter'i nihayet bitirdim.
Şu yazımda da  kitap içinden bir bölümü paylaşmıştım burda.
Kitabı 10 haziranda 03:35 de okumaya başlamışım, dün gece yarısına doğru  da bitirdim.
Yavaş kitap okuduğumdan değil aslında..
Oldukça hızlı kitap okurum ama hem ders çalışmam gerekiyor hem de nöbetler falan..
Kitap okumak ders çalışmam gerekirken benim için biraz lüks kalıyor malesef.
Yoksa şöyle uzun uzun kitap keyfi yapmayı özledim ne zamandır.. ama malesef bu aralar buna fırsatım yok..
Ama kitap okumaktan vazgeçemem tabi ki, o yüzden ders çalışma aralarında elime alıp okudum birkaç sayfa..
Okudukça bitmesini istemedim kitabın, daha da yavaşladım,,
Sonunda bitti malesef..Bitti ama beni de bitirdi..
Kitapta anlatılanlar, bitirince bana hissettirdikleri...
Dibe vurdum dün gece..
Demem o ki eğer depresifseniz bu aralar okumayın sakın kitabı..
Öyle güzel bir kitap çünkü...
Kitapta beni etkileyen yerlerden birisi şu :
 " Benim suçum yok Derya, varsa da bağışla beni..Suzan kaldırabileceğimden çok daha fazla sevdi beni..Ezildim.. "
Böyle mi oluyor hep? Birisini fazla sevince karşı tarafa fazla mı geliyor???

Neyse...

Dün sevgili Begoş'un kitaplarını nihayet kargolayabildim. 
Bir haftadır günaşırı nöbetlerden fırsat bulamamıştım..
Dışarı çıkmışken kendime de böyle değişik konusu olan bir kitap aldım.

Bu da konusu. Değişik bir şey. Bakalım ne zaman okurum..

 
Market alşverişine çıkmışken bir de bu çayı aldım aktardan.
Henüz içme fırsatım olmadı..
Umarım tadı acı değildir..
Dün yorucu geçti benim için.
Sabah 8 de ders çalışmak için kalktım, akşama doğru alışverişe çıktım, onları yerlerine yerleştirmek falan..
Şu anda da  Samsun'a gitmek için hazırlanıyoruz..
Ben dönene kadar siz bu yazıyı okuyun istedim.
Bir aksilik çıkmaz  sağ salim gidip geliriz ve inşallah güzel haberlerle döneriz ordan..
Dua edin..
Şimdilik kalın hoşça...

24 Haziran 2012 Pazar

Kitaplarım geldi :))



Nasıl mutluyum ya.
D&R  siparişlerim geldi sonunda :))
Bir sürü kitabım oldu.
En büyük hayallerimden biri kocaman bi kütüphanemin olması.
İnşallah çocuklarıma bırakacak bir kütüphane dolusu kitabım olur.
Bunlarda kütüphaneme yeni katılanlar..


Şİmdi biraz daha ayrıntılı görelim..


Edep Ya Hu konu olarak aslında değişik bir kitap. Osmanlı zamanında saraya yetişsin diye alınan, sonra saray ağalarının kapatması olan kız Ferhad'ın hikayesi!!!

Sevil Atasoy İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Bilimleri'nde öğretim üyesi. Konu adli tıp olunca hemen aldım kitabını. İlk olarak da bu kitaba başlamayı düşünüyorun. Bundan başka kitapları da var, onları da alıcam inş.


Genç Werther'in Acıları kitabını bir blogda görmüştüm, sonu çok farklı bitiyormuş, merak edip aldım.
Hiyeroglif masallar'ın ise konusundan çok hikayesi beni etkiledi. İlk olarak 1975'te kitap sadece 6 kopya olarak basılmış ve yazar bu 6 kopyayı kendine saklamış.Bir yazar okunmasını istemediği bir kitabı neden yazar ve basıma verir.. Bana çok değişik geldi o yüzden okumak istedim zaten incecik 69 sayfa.


Dövüş Kulübü zaten filmi de olan bir kitap, daha fazla söze gerek yok kitap hakkında..

Ayfer Tunç'un elimde sadece Suzan Derfter'i vardı, bu kitapta kitaplaşma etkinliğinden arkadaşım olan Havva'dan gelmişti. Bende yazarın bütün kitaplarını almaya karar verdim. Ben de böyle bişey var, bir yazarın bir kitabı varsa elimde, dayanamıyorum, illa ki bütün kitapları bende olacak, yoksa kendimi eksik hissediyorum. Öyle işte :))


Benim ortaokul yıllarım Agatha Christie ve Stephen King okuyarak geçmiştir. Arkadaşımın babası edebiyat öğretmeniydi ve bize babasının kütüphanesinden kitaplar getirirdi. O dönem hatırı sayılır sayıda kitap okumuşuzdur hep birlikte. Agatha Christie'nin de nerdeyse bütün kitaplarını o sırada okumuşumdur. Agatha Christie'nin On Bir Kayıp Günü ise çok merak ettiğim bir konuydu. Lise birdeydim sanırım. Bir belgeselde izlemiştim. Ünlü polisiye yazarımız bir gün ortadan kayboluyor ve 11 gün sonra bir otel odasında ortaya çıkıyor ve hafıza kaybına uğradığını söylüyor.. Çok sevdiğim bir yazar olduğu için bu kaybolduğu dönemde başına neler geldiğini merak ediyordum, o yüzden de bu kitabı aldım. Bakalım kitap neler anlatıyor???


Alimlerin Akıl Oyunları kardeşimin istediği bir kitaptı, O'nun için aldım. İçinde yazarların yaşantılarına ait nükteli olaylar, hazır cevaplılıkları anlatılıyor.


İsrafil'in Aynası'nı asabi bakirenin şu yazısında okumuş ve beğenmiştim.Hemen atmıştım D&R sepetime. Biraz mistik bir roman..


Kürk Mantolu Madonna'yı okumayan bir ben kaldım sanırım :))


Cadı'yı sevgili kitap bahçesinin blogundaki şu yazısında görmüştüm. Kitap hakkında ayrıntılı bilgi isterseniz sizi o sayfaya alayım, ben kitapların hepsini okuduğum zaman yorumlarımı paylaşıcam sizinle zaten..


Suç kitabı iki bölüm aslında.Benim aldığım birincisi. İkincisini de almak istemiştim ancak o sırada D&R'da yoktu. Benim kitaplarım elime ulaşınca D&R'da yeniden satışa çıktı. Benim bahtsızlığım işte :( Neyse belki ikinci kitabı almak bahanesiyle başka kitaplarda sipariş ederim :)))


Ve aldığım kitaplar içinde benim için ayrı bir yeri olan kitabım Mırname. Kedileri çok sevmeme rağmen annemi aşıp bir kedi alamıyorum eve. Artık kendi evimde nasip olur inş. Kedi alamasamda şimdilik kitaplarıyla idare ediyorum. Bol resimli , küçücük, kedi şiirlerinden oluşan bir kitap bu. Aslında benden çok daha fazla bir kedi sever olan kardeşime hediye aldım bu kitabı, Kendime de alıcam yakın zamanda inş.

Ne kadar çok kitabım olmuş değilmi. Ben yazarken yoruldum valla. Bu yazıyı yazarken bi yandan fotoğrafların yüklenmesini bekliyor, diğer yandan da D&R'dan yeni kitaplara bakıyordum :)) 
Yakın zamanda yine bir sipariş vericem sanırım :))
 Böyle işte :)))




20 Haziran 2012 Çarşamba

Kitaplaşma etkinliği - D&R




Bu arada macaron siparişiyle aynı gün verdiğim bir başka siparişte D&R'dan. 2 gün oldu ancak siparişlerim hala tedarik aşamasında, oysaki ben hemen elimde olsunlar istiyorum. Aslında kitap yurdu bu konuda daha hızlı ama alacağım kitaplar D&R'da daha uygundu hem yaz dönemi için yeni bi kampanyaları var. 25Tl üzeri alışverişlerimizde D&R'da kargo ücretsiz . Şİmdilik beklemedeyim, kitaplarım gelince paylaşırım sizinle, kitap konu olunca fazla heyecanlanıyorum sanırım :))
Bu ara elimde şu yazımda bahsettiğim Ayfer Tunç'un 'Suzan Defter'i var ama ders çalışmaktan kitap okumaya fırsatım olmadı, o yüzden de bitiremedim henüz. Bir de iki kitaplaşma etkinliğimiz sonlandı. Rüzgara doğru'nun yaptığı etkinlikte sevgili Kitap Bahçesi  ile eşleşmiştik. O'na paket hazırlama telaşı vardı üstümde. Bu biter bitmez bu sefer sevgili Kitap Bahçesinin kendi düzenlediği etkinlik sonuçlandı. Burda da sevgili Begoş  ile eşleştik. Yarında inşallah O'nun paketini kargoluycam. 
Eğer benim etkinliklerden haberim yoktu diyorsanız üzülmeyin. Son bir etkinlik var. Sevgili Keşke Gerçek Olsa blogunun sahibesi bir kitaplaşma etkinliği düzenliyor. Son katılım tarihi 30 Haziran. 
Temmuz ayında da ben kitaplaşma etkinliği düzenliycem, şimdiden haberiniz olsun istedim.
Benim kitap çekilişime katılmayanlar son gün 30 Haziran, ona da burdan katılabilirsiniz..
Allah'a emanet olun, bol su için, bizim için şehit olmuş 8 askerimiz ve hastanelerde tedavi altında olan yaralılarımız için dua etmeyi unutmayın..
sevgiler..

17 Mayıs 2012 Perşembe

okuma günlüğüm

 ne kadar gergin olduğumu dünkü postumda bahsetmiş, bütün geceyi uyuyamadığımı söylemiştim. o sinirle dışarı çıkıp kendimi kitapevine atmıştım. ne zamandır okumak istediğim açlık oyunları- alaycı kuşu sonunda aldım ve bitirdim. serinin bu son kitabı bitmesini hiç istemediğim ve en ilgiyle okuduğum kitabı oldu. öyleki bütün gece elimden bırakamadım. zaten gerginlik diz boyu.bari başka şeylere odaklanayım diye kitabı bırakamadım tabi.bide bu yönü var işin aslı. ama konuların bağlandığı ve her şeyin bi nihayete erdiği ve sonunda beni üzüntüye boğup - ki zaten gerginim - nası yaaa olmaz.şimdi bu yapılırmı nidalarıyla okuduğum tek kitabı oldu. çok fazla spoiler vermek istemiyorum ama bi yandanda içimde tutamıyorum. hangi ana karakterlere noldu, katniss sonunda gale imi yoksa peeta yı mı seçti.kimler öldü kime noldu hepsini söylemek istiyorum burdan ama size haksızlık olur. okuyup bence sonunu kendiniz görseniz en doğrusu. yinede kesinlikle tavsiye edeceğim bi kitap. sonu belki tahmin ettiğiniz gbi çıkmıyor ki genelde beklenmedik bi sonla biten kitaplar unutulmaz olur ya. bu kitapta öyle bence..

   yandaki resimde ise D&R da satılan açlık oyunları alaycı kuş iğnesini koydum. fiyatı 25 tl.. açlık oyunları severlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum..

son olarak paylalmak istediğim kitaptan bi bölüm var sizlere. katniss in evi, köyü yakılıp yıkıldıktan sonra geriye kalan harabeye dönmüş köyü görmek için katniss 13. mıntıka tarafından köye geri getiriliyor. o harabede gezerken katniss in hissettikleri..

'' koşmaya başladım. meydanda uzağa, yangının harap etmediği tek yere doğru. bir zamanlar arkadaşım Madge'in yaşadığı, belediye başkanının evinin enkazının önünden geçtim. ondan yada ailesinden hiç bir haber almamıştım. babasının konumu sayesinde Capitol'e kaçmayı başarmışlarmıydı yoksa alevlere teslimmi olmuşlardı bilmiyordum. çevremde küller uçuşuyordu, ağzımı kapatmak için tişörtümün yakasını yukarıya doğru çektim. soluğumu kesen, içime çektiğim şeyin ne olduğu değil, kim olduğunu merak etmekti aslında..


1 Mayıs 2012 Salı

kitaplaştık :)))

Merhabalar :)

Daha önce size şu yazımda mayanın günlüğü blog sahibesinin organize ettiği kitaplaşma etkinliğinden bahsetmiştim. Geçen hafta bu çekilişimiz sonuçlandı ve biz Havva  ile kitap arkadaşı olduk. Karşılıklı mailler atıldı. Kargolar hazırlandı en sonundada birbirimize emanetlerimizi ulaştırabildik. Aslında bnim kargom dün mesai saatimde elime ulaştı ancak dünkü yoğunluğum nedeniyle ancak bgn oturup bu postu hazırlayabildim. Ben biras aceleci dawranıp geçen hafta paketimi Havva'ya göndermiştim :) buda bnim paketim. Havvacım çok güzel bi post hazırlamış bnim için :)

Havvacım paketin için çok çok teşekkür ederim. Hiçde sönük kalmamış hediyelerin. Hediyeleşmek sünnet ve zaten kendisi başlı başına çok kıymeli bi olay. Senle tanışmış olmak hepsinden de güzel. Daha önce birbirimizin varlığından bile haberdar değilken şimdi güzel bi dostluğun başlangıcındayız inşallah. 

Şİmdi biras fotograf zamanı. Bakalım Havvacım bna neler göndermiş


Normalde bir kitap şeklindeydi çekilişimiz ama ama Havvanın içinden bna iki kitap göndermek gelmiş. İçimdeki kitap kurdunu hissetmiş olmalı. Ne kadar zamandır Ayfer Tunç'un bi kitabını okumayı istiyodum çokda merak ediyorum. Şimdi elimde Audrey Hepburn'ü anlatan Zarafet isimli  kitap var. Onu bitirince hemen Suzan Defter' e başlıycam. Ken Grimdood'un ise daha önce başka kitaplarınıda okumuştum. Tam benim tarzımda yazıyor adam :))


Kalp li post-it im we kitap okurken not almak yada altını çizmek için kalemim. Ama ben ders çalışmak için kullanıcam onu :)


Ve nestlenin ilk kez yediğim çikolatası. Zaten an itibariyle hepsini de yemiş bulunmaktayım :)) çok güzeldi :) Henüz kahwemi açmadım. Ayfer Tunç'un kitabına başlayınca şöle kendime bol köpüklü bi Türk kahvesi yapıp keyfime bakıcam. Gerçi böle şeylere çok fazla vaktim olmuyor ama hayali bile güzel.

İşte böyle. Bence bu olay bloggerların düzenlediği en güzel etkinliklerden bir tanesi. Tekrarıda olacak. Olduğunda burdan size duyurucam hemen. Herkesin böle bi aktiwitede yer almasını isterim. Belki bigün bende düzenlerim böle bi organizasyon. Çok ama çok istiyorum. İnsallah olur. Ben düzenlersem sizlerde katılırsınız değil mi ??....

30 Nisan 2012 Pazartesi

ne okuyorum??



        Dün açlık oyunlarının ikinci kitabı olan Ateşi Yakalamak'ı bitirdim.elimde serinin 3. kitabı henüz olmadığı için bende bu kitaba başladım. Audrey hepburn'un hayatı benim hep ilgimi çekmiştir. Marilyn Monroe'nin ki de öyle. İkisininde kameralar arkasında hüzünlü bi yaşamlarının olduğunu düşünüyorum. Henüz Audrey'in herhangi bi filmini izlemedim ama yakın zamanda Tiffanny de Kahvaltı filmini izlemek istiyorum. Belki bu kitabı bitirip Audrey'i daha yakından tanırsam filmide daha farklı bi gözle izlemiş olurum diye düşünüyorum.  Şimdilik bi 30 sayfa falan okudum ama Audrey'in savaşta bu kadar aktif rol aldığını bilmiyordum. Ne yaptıysa kendi çapında yapmış tabiki ama savaş ve Audrey'i bu kitabı okumasam yan yana getirmezdim asla. Bide yazı babasız büyümüş kadın. Küçük yaşta babası tarafından terkedilmek üzerinde belirgin izler bırakmış. Bakalım bilmediğim başka neler öğrenicem. Ne öğrenirsem yazarım sizede.
Ara ara instagramda beğendiğim cümleler olursa paylaşıcam. Bni orda > drwilldone < olarak takip edebilirisiniz. Şimdilik hoşçakalınn....

19 Nisan 2012 Perşembe

kütüphanemizde bu hafta..

       Ben kitap okumayı çok severim. Daha okumayı öğrenmediğim zamanlarda bile bu böyleymiş. Babam beni ancak koltuğumun altına birkaç kitap sıkıştırarak susturabilirmiş :)  büyüdüğüm zamanda durum çok fazla değişmedi. Ne zaman bu dünyanın karmaşasından yorulsam kitaplara kaçarım hep ve öyle bi dalarım ki okumaya; yanımda top patlasa duymam. 
       Sizinle de bu başlık altında okumakta olduğum kitapları paylaşmak istiyorum.belki kitapseverler olarak ileriki zamanlarda kocaman bi aile oluruz.
       Şu sıralar Açlık Oyunları na takmış durumdayım. Gerçi insanlar seriyi bitirip filmini bile izlediler ama olsun. Twillight dan bile daha sürükleyici olduğu söyleniyordu kitap için. Açıkçası bana göre öyle değil. Tamam güzel kitap falan ama yine de Twillight ile boy ölçüşemez gibi geliyor. Bu kütüphane yazımızda bana elmalı yeşil çay (tavsiye ederim.yaseminli yeşil çaydan sonra bunuda beğendim) ve favori tatlım tiramisu eşlik ediyor...tabii bir de yanımdan ayırmadığım excipial hydro. Gün içinde hastanede ellerimi çok sık yıkadığım için bütün nemini kaybediyor bende bu kaybı akşam işten sonra telafi ediyorum. Cilt uzmanları da excipial hydroyu öneriyor. Vücudunuzun her yerinde güvenle kullanılabilecek bi ürün. Bunun birde çok kuru ciltler için hazırlanmış excipial lipo su var. Bende ikisi de mevcut. İkisini de şiddetle tavsiye ediyorum..
 

16 Nisan 2012 Pazartesi

hadi kitaplaşalımmm

mayanın günlüğü blogunun sahibesi güzel bi organizasyona öncü oluyor.bn katıldım.çokda eğlenceli olcak bnce.eğer kitaplarla aranız iyiyse sizde bi göz atın derim.kitapseverleri böle alalım o zaman

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...